4 Nisan: Aydınlanmayan Gün

Ne 3 Temmuz’u, ne 4 Nisan’ı, ne de 12 Mayıs tarihini asla unutmayacağız
4 Nisan: Aydınlanmayan Gün

4 Nisan: Aydınlanmayan Gün.

Bazı yaralar zamanla kabuk bağlar. Bazıları ise her yıl aynı saatte yeniden kanar.

4 Nisan 2015…

Türk spor tarihinin en utanç verici, en karanlık sayfalarından biri. Çaykur Rizespor deplasmanından 5-1 galip dönen Fenerbahçe kafilesini taşıyan otobüs, Sürmene/Araklı hattında Karadeniz Sahil Yolu viyadüğü üzerinde pompalı tüfekle tarandı.

Bu, basit bir “saldırı” değildi. Planlı bir suikast girişimiydi. Bir otobüse değil, doğrudan bir camiaya, bir spor kulübünün onuruna, hatta Türk futbolunun ortak vicdanına sıkılan kurşunlardı.

O gece hedef alınan sadece sarı-lacivert armaydı: Futbolcuların canı… Sahada ter döken, milyonların umudu olan gençlerin hayatı… Taraftarın tutkusu…

Korkuyla, şiddetle susturulmak istenen o ateş… Kulübün tarihi… Şanlı geçmişine kara leke sürmek için seçilen yöntem…

Ve en önemlisi: Fenerbahçe’nin boyun eğmez karakteri.

Niyet açıktı: Otobüs viyadükten uçsaydı, “şoför kontrolü kaybetti, kaza” diyeceklerdi.

Ve belki de bugün hâlâ “aydınlanmayan” değil, “unutulan” bir gün olacaktı. Aradan tam 11 yıl geçti. 11 yıl… tam 4018 gün.

Fenerbahçe’nin her yıl “Aydınlanmayan Gün” diye andığı bu kara leke, sadece Fenerbahçelilerin değil, adalete inanan herkesin yarasıdır.

Çünkü o gece Fenerbahçe’ye sıkılan kurşun, aslında Türkiye’nin huzuruna, kardeşliğine ve sporun birleştirici ruhuna sıkılmıştır. Unutmamak, unutturmamak zorundayız. Unutursak, karanlık bir kez daha cesaret bulur.

Unutturursak, adalet bir kez daha yenilir. 4018 gün oldu. Hâlâ aydınlanmadı. Ama Fenerbahçe hâlâ burada. Hâlâ soruyor. Hâlâ bekliyor. Ve unutmuyor.

Hafızamız taze, irademiz ise her zamankinden daha güçlüdür. Ne 3 Temmuz’u, ne 4 Nisan’ı, ne de 12 Mayıs tarihini asla unutmayacağız; bu karanlık sayfaları unutturmayacağız.